

-2-
DIŞIMIZDAKİ İÇ
İnsan yaratılış amacına uygun sınırlar içinde belli bilgiye ulaşmak, onu dünya yaşamında deneyimleyip sonuçlarında kendini biraz daha bilmek ve böylece gelişiminde O’nca planlanmış noktaya ulaşmak için devrede olan bir enerji kütlesidir, evrende var olan her şeyin olduğu gibi.
Neden yaratıldığı ve kozmik plandaki gerçek yeri O’nca bilinendir. İnsan bu gerçekten uzak, kendini Üst Sistemlerden gelen bilgilerle tanımlamaya, eğitmeye ve o gerçekliğe doğru yönlendirmeye çalışan bir uğraş içindedir ve öğreneceği, bu güne kadar öğrendiklerinden çok daha fazladır, sonsuzlukla orantılandığında ki, sonsuzluk da insan algısının çok daha ötesinde, başka bir bilinmeyendir. Yine de bu safhada insan denen enerji devinimi, varlığını nereye kadar nasıl evrelerden geçerek sürdüreceğini bilememesine rağmen, O cazibenin çekim gücüyle bulunduğu yerden ulaşacağı son noktaya doğru yolculuğuna devam edecektir. Şimdi bildiği her şey gerçeklikten küçük bir noktadır sadece. Bunun için dinsel öğretiler onu ancak cennet- cehennem noktasına kadar taşır ve geleceğin bilinmezliğine bilgi olarak orada nokta koyar, daha sonraki gelişiminde olacaklar bildirilmez. Bazı öğretiler ise insanı bu gün çok basitte algılanan reenkarnasyonla tanıştırır varlığının bir yaşamlık olmadığını, yaratılışındaki süreğenliği ve o süreğenlikte uğrayacağı değişimlerden anlatabilmek için. Yine de çok azdır insanın bilgisi. Sonra bilinecekler ve yaşanacaklar, binlerce yıldan süzülen bilgilerle gelişimini sağlayan insanın, öncelikle yeni ve üst bilgilere açık, onları kavrayabilecek şuurlulukta olmasında yatar.
Bu güne kadar hiçbir öğreti, ister din adı altında olsun, ister sadece öğreti olarak tanımlansın boşa değildir. Her birinde gerçeğin ışığından aksedenler vardır asla değişmeyecek esaslar olarak; düşüncelerde damıtılıp süzüldüklerinde ve esasları birleştirildiğinde farkına varılacak; zaman onlarda cüretkâr ve tahakküme hevesli insan katkısıyla değişimler yaratmış olsa bile. Bunun için ilgi duyulan veya dayatılan her bilgiye körü körüne inanmak ve o inancı bir otomatizmaya bağlayarak yaşamak yerine, bilerek, nedenlerini niçinlerle irdeleyerek geniş açılımlarla düşünmek, çıkarılanları kalben onaylayarak sonuçları daha bir üst değerde yaşamak, bilinecek olanlara yeni bir yol açacaktır elbet. Buna bilgide bilinçlenmek, inançta bir adım daha ileriye gidebilmek ya da tekâmülde yeni bir boyuta atlamak diyebiliriz gerçek insan olma sorumluluğunu da o seviyede yerine getirerek.
Sözcükler kısıtlıdır. Anlam içeren her bir sözcük, ifadesinin ardından zihinlerde yeni açılımları meydana getiremiyorsa kişinin o anki bilinç seviyesine göre bir anlam içerir. Bu nedenle her birey aynı ifadeyi farklı anlar, farklı yorumlar, karşılığı da sözle veya halle farklı olur. Bu dışımıza vuran iç’ in bir açısıdır. Bir diğeriyse duygularımızla ilintilidir.
Duygular bazı bilgilere göre, onu deneyimlemeye açık olmayan başka düzlem varlıklarının bir yerde özenerek baktıkları, tanımak, tatmak istedikleri Dünyada insana has, olağanüstü güzel, akıl/gönül birlikteliğinde gönül içinde yeri olan önemli bir özelliktir. Doğru ve üst seviyede kullanıldığında evren bağlantısına açık kılar insanı. Ne yazık ki insanlığın büyük çoğunluğu onu çok şeyde olduğu gibi en alt düzeyde kullanmakla hem kendinin hem de başka insanların dengesini bozmadadır. Bu nedenle duygu seviyesinin de bilinçlenmeye paralel olarak yükselmesi gerekmektedir. Duygu olarak tanımlanan güç, insanın yaratılışındaki temel prensiplerden biridir. Onu duygusallık seviyesinde kullanmak, bastırmak, etkisiz hale getirmeye çalışmak ya da öylesine serbest bırakıp oradan oraya savrulmak yerine, gerçek değerinde anlamaya çalışıp daha üst değerlere taşımak, şuurlanmanın da bütünlenmesini sağlayıp muhteşem bir bilinç oluşturacaktır. Bu gün gönül, akıl, şuur, duygu gibi ayırımlarla tanımlamaya çalıştığımız insan bütünlendikçe tek bir enerjinin farklı etkilerinden meydana geldiğini bilecektir. Bu ayırım insanın ana kumanda merkezi ve can kapısı olan beyin yapısında şu safhada kullandığı alıcı merkezlerden kaynaklanmadadır. Beyin tümüyle tanımlanıp kullanılabildiğinde, onun bağlantıda olduğu enerji ile her alıcı noktada değişik bir gücü ve kullanımı meydana getirdiği açıkça görülecektir. Beyin bunun için evrensel bir yapıdır ve tam anlamıyla çalışması insanın tekâmülüyle ilgilidir. Bu Bütünle bütün olmaktır da aynı zamanda. Yani üç/beş bilgiyi öğrenmek, birtakım aldatıcı sistemlerle bağlantı içinde olup tekâmüle ihtiyacı olmadığına inanıp çevresindeki insanları da o yolda eğitmeye çalışmak, ne henüz kendi bütünlüğünü bile sağlayamamış olan öncüyü ne de çevresindekileri evrensel bütünlüğe ulaştırmaz. Bu varsayım insanın bazı bilgileri yüzeysel olarak anlayıp yorumlamasından kaynaklanmadadır: ya da kendini bir şey zannetmesinden. Çünkü dünyamızda insan olarak tezahür eden enerji, madde boyutundaki deneyimleriyle gelişimine bir daha kaybolmayacak yeni üst özellikler katarak, sadece Dünya okulunun bir yerde diplomasını alacaktır. Varolan her şey O’nun planıyla değişecek gelişecektir, O’nun değişime ve gelişime ihtiyacı olmayan yapıcı ve gözeticilerinin eğitiminde.
İnsan uyanmak, şuur/duygu bütünlüğünde bilinçlenmek zorundadır. Bunu başaranlar için zaman çok daha ışıklı akarken, uyanmamakta direnen, kendini başka şuurlara uydu etmiş olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışanlarda daha karanlık akacaktır. Onlar ışığa arkalarını dönmenin sonucunu elbet göreceklerdir. Bunun için önce içini aydınlatmalıdır insan, dışını da aydınlatabilmek için. İnsanlığın ışığa ihtiyacı bu gün her zamankinden çok daha fazladır ve bu nedenle yaşanan zaman hızlı bir tekâmül sürecidir, her an hızına hız katarak ve insanlığı uyandırmaya çalışarak. Bu uyanış ne getirecektir insanlığa. Bunu anlayabilmek çevremizde devinen her bilgi ve olayın öğrenilmiş yüksek bilgilerle analiz/sentezinde yatar. Analiz ve sentez şuur seviyesine göre olacağından insanın bu gün yaşadığından daha üst bir şuur seviyesine ulaşmasının ne kadar önemli olduğu açıkça görülür. Şuur / duygu birlikteliği yaşanan safhanın dengesini sağlayamıyorsa, hâl de olması gibi değildir. İnsan bu hali üst etmek zorundadır içinde dengelenip dışına aksedenleri ışıklandırabilmek için.
Uyanan insan şuur/duygu bütünlüğünü zamanın akışına uydurabilmiş olandır. Ulaşacağı boyutta yeni beyin açılımları devreye girecek ve o insalsal bütünlüğüne yepyeni değerler katacaktır bir üst bütünlüğü gerçekleştirebilmek için.
Bilinmelidir ki insan güzele doğru değişecektir. Dönüş O’nadır, yola çıkış da O’ndan olduğu gibi. Ve bu gün bilinen, yaşanan her şey geçicidir, yeter ki insan her anında kendi içsel bütünlüğünü sağlayıp onu dışına aksettirebilsin. Yolculuk acı ve ıstırapla değil, sevginin gücüyle yapılsın. İçte gelişen güzellik dışa aksedip aydınlatsın çevresini. Görünüşteki değil, içsellikteki gerçek ışıklı birlikler bunun için önemlidir; etraflarını çok daha güçlü aydınlatacaklarından.
İnsanlık ışığın sevgisine, bilgisine, huzuruna, neşesine ve özgürlüğüne layık kılınmıştır O’nca, karanlığa, korkuya, mutsuzluğa, endişeye ve köle olmaya değil.
Aysel Ongun11 Mayıs 2010
