

Sonsuzluk yolcusunun seyir defterine
-I-

“Ve insan yıllar önce ölümsüzlüğü keşfetti”, Nur’da, Tur’da ve daha kim bilir kaç yerde… Birileri elleriyle yaptıkları putlara ya da düşünceleriyle göklerinde var ettikleri tanrılarına tapınırlarken…
Yazılımımız diyebileceğimiz bilincimizi ve donanımımız diyebileceğimiz bir bedenle bizi var eden yaratıcı sonsuz eşsiz benzersiz ve tek Olan'ın adıyla/adına
- Mutlak değerlendirme ancak ve ancak “O”na aittir.
- “O” yazılımcımız (Bilincinde bilinç veren). “O” donanımcımız (duyularımızla fark edilebilen bedenlerde bizi var eden).
- Yaratılış sisteminin de tartışmasız tek sahibi.
- Gayemiz Yalnız “O”na ulaşabilmektir, bilincimizde özümüze dönme çalışmalarıyla ve bu yolda ancak ondan yardım dileriz.
- Bizi Özümüzdeki dosdoğru olan yola ilet.
- Öyle bir yola ki bilgi ve birikimlerini icraata dönüştürdüğün kişilerin yoluna.
- Öze gidiş yolundan sapmış ve gaflete, dalalete düşmüşlerin yoluna değil.
Güncel hayatımızın, ayrılmaz parçası haline gelen bilgisayar ya da diğer birçok kitle iletişim araçları görünürde donanım denilen elektronik parçalardan meydana gelmiş olsalar da onlara uygun yaratıcısının isteği doğrultusunda yazılımları olmadan asla çalışmazlar. Bu elektronik aletlerde görülen yazılım ve donanım ilişkisi evrendeki tüm yaratılmışlarda da aynen geçerli bir kuraldır. Tıpkı insan ya da diğer var edilmiş canlılar gibi. İnsan hem donanımı itibariyle aslında biyoelektronik bir makinedir ve ona yaratıcısının isteği doğrultusunda yüklenen programı (bilinç) gereği eylemlerde bulunur.
Şartlanmalar görüntüyü oluşturur, gözden beyine ve beyin perdedir her zaman gerçeğe, sanırım gerçek olan sadece bilinçtir sonsuza...
İnsan doğup büyürken kendini 5 duyu organı ve algıladıklarıyla dünyasını kendi yaratır. Tabiî ki yaratıcısının ona programladığı bilinci sayesinde, 5 duyu organı şartlanması ile olaya baktığımızda kendi kaderini insan kendisi çizip dilediği gibi bir hayatta kendi aldığı kararları uyguluyor. Oysa ancak 5 duyu şartlanmasının dışına çıkıp bilinç boyutunda öze dönüş yolunda olanların fark edebileceği gibi orijin yaratıcı güç “Tek”tir ve “O” ndan başka asla bir yaratıcıda yoktur. Yaratıcılık Ancak ve Ancak O na aittir. Yaratılmışların yarattığı da “O”nun yaratımından başka bir şey değildir.
Dilerseniz bunu bir örnek ile açıklayalım aşağıdaki çiçekler ne kadarda güzel görünüyorlar değil mi?

5 duyu şartlanması içerisinde baktığımızda ancak çiçekleri görürüz oysa bu sayfada asla ve asla çiçek var olmadı çiçek sandığımız şey ise gerçekte bilgisayarınızın sabit diskine yerleşmiş sayısal verilerin pikseller halinde monitörünüze yansımasından başka bir şey değildir. Yani şartlanmalarımız neticesinde gerçeği fark edemeyiz.
Aşağıdaki resimlerde yukarıdaki resmi çeşitli programlarla büyülttükçe piksellerin açığa çıkışını fark edebiliriz. Her piksel farklı renk noktacıklarıdır satır ve sütunlarına sayısal kodlamalarıyla yerleşir ve resim görüntüsü oluşturur. Tıpkı dünyamız gibi, dünya hayatı dediğimiz görüntüde pikselleri atomlar veya atom altı boyut canlıları olan, 3 boyutlu zaman ve mekân kayıtlarıyla hologramik bir görsellikten ibaret değil mi?


Bu anlatımımız bir kısım insanın algılamakta zorlandığı tarzda bir anlatım olsa da konunun özü hakkında bilgi sahibi olan gerek tasavvuf ehli ve gerekse O yola farklı kanallardan çıkmış olan bazı insanların yanında cehaletimizin bir dillenişi olarak kaleme alınmıştır. Her ne kadar sürçü lisan ettik ise af ola düşüncelerimizi yazıya dökmenin acemiliğine verile.
Bu ilk yazımıza yıllar önce duyduğumuz bir güzel hikâye ve bu hikâyeyi duyduğumuzdaki duygu ve düşüncelerimizle noktalamak isteriz.
Güzel bir Hikâye
Bir zamanlar Adamın birinin gözleri kör olmuş, doktor doktor, diyar diyar gezmiş dolanmış, derdine bir çare aramış ama ne fayda… Hekimler bakıyormuş her şey normal, adamın görmesi lazım, ama adam bir türlü görmüyor…
Zaman içinde, bir âlim kişiye rastlamış, gözleri görmeyen bu adam, âlim kişi demiş ki; “Senin bu derdinin tek çaresi var, hiç derdi tasası olmayan birini bulacaksın, onun gömleğini gözüne süreceksin, o zaman gözün açılır, yoksa ölene kadar kör kalırsın.”
Düşmüş tekrar yollara, dertsiz bir adam arayıp bulmaya, az gitmiş... uz gitmiş... dere tepe düz gitmiş... bir köye gelmiş... bu köyde demişler ki - "falanca dağda bir çoban var olsa olsa onun derdi yoktur, senin derdine de ancak o çare olur".
Gitmiş bulmuş dağdaki çobanı ve -“Ey çoban senin derdin yokmuş öylemi?” diyerek derdini dağdaki çobana anlatmış çaresiz.
Çoban -“evet benim hiçbir derdim yok” demiş, gariban adam çok sevinmiş, gözleri açılacak ya... bir sevinç... bir sevinç... -“E öyleyse hayrına çıkar ver şu gömleğini de süreyim gözüme, gözüm açılsın” demiş.
Çoban acımaklı bir ifadeyle demiş ki “benim hiç gömleğim yok ki.”
Neye sahipsek ya da sahip olmak istiyorsak o kadar dertliyiz...
Neden sahiplenmeyi bırakamıyoruz....
Acaba dert çekmemiz mi takdir edildi?..
Yoksa dert evrenler ve atom altı boyutlar arasındaki her şeyin sahibi tarafından, onun mülküne sahip olmak istediğimiz için bir ceza mı?
Ey gözü açık özü kör benliğim hala gözün açılmadıysa bu hikâyeyi dön de bir daha oku...
Neye sahip olduğumu sanıyorum ki onunla övünüp, ona güveniyorum?
Gözyaşlarım deniz benim yüzsen de bilmezsin! Kirpiğinde mahkûm gönül baksan da görmezsin!
Şartlanma gerçeğe en büyük perde ise;
Madde, vardan yok - yoktan da var olamaz ise, maddesel bazda her şeyin bir öncesi bir ilk hali olacağından acaba hiç var olmadı mı?
5 duyu organımızla varmış gibi şartlanıyor ve gerçeklerden perdeleniyor muyuz?
İnsan beden olarak madde olduğuna ve bir gün toprak olacağına göre, bilinç olarak biz neyiz?
Bilinç olarak yok olmamız mümkün mü?
Uykudayken rüya görebiliyorsak, ölünce rüya görmemiz (bilincimizde yeniden bedenleşmemiz mümkün mü?
Ölünce görebileceğimiz rüyalar dünyada ki yaşantımıza göre kâbus ya da güzel rüyalar olabilir mi?
Bu kâbus ya da rüyalar aslında cennet ve cehennem denilen şey mi?
Sonsuz ve gerçek yaşam bu tür rüyalar mı?
26.11.2010 Ata Sabri Erdoğan
Yazının sorumluluğu yazarına aittir
"Gör ve sus; dinle ve yine sus; öğren ve yine de sus… Tâ ki, konuş, denilene kadar!.." (A.H.)
