Sonsuzluk yolcusunun seyir defterine
-II-

“Ve insan yıllar önce ölümsüzlüğü keşfetti”, Nur’da, Tur’da ve daha kim bilir kaç yerde… Birileri elleriyle yaptıkları putlara ya da düşünceleriyle göklerinde var ettikleri tanrılarına tapınırlarken…

Yazılımımız diyebileceğimiz bilincimizi ve donanımımız diyebileceğimiz bir bedenle, bizi var eden, yaratıcı sonsuz eşsiz benzersiz ve tek Olanın adıyla/adına

Yoktur, (tanımsız ve anlamsızdır) ilah (tanrı) kavramı, Ancak ve ancak "O" öyle ki tek diri ya da canlı diyebileceğimiz sadece ve sadece "O" olduğu gibi, aynı zamanda her şeyi koruyup kollayıp ayakta tutan, yürüten de Ancak "O" dur.

Ne uyuklama hali ne de uyku "O"nda görülebilen şey değildir.

Gerek göklerde (bilinçli düşünce boyutunda) ki ve gerekse yerde (bedenlenme boyutunda) ki olan görünürde her şey O'nundur/O'dur.

O'nun izni olmadan, O'nun katında kim bilgi yollu şifaya mutlak ve mutlak doğruya götürme yetkisi ve etkisine sahiptir?

Geçmişi ve gelecekleri tek bilen ve O'nun bilgisinden, O'nun dilediğinden başka bir şey kavranılamaz.

O'nun mekânsızlığı, bilinen ve bilinmeyenlik kavramlarını sınırsız ve sonsuz kaplar ve kapsar.

Gökleri (bilinçli düşünce boyutunu) ve yeri (beden boyutunu) ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek) kendisine zor gelmez.

O en ulu, en yüce olan, aynı anda en büyük olandır.

Sanırım bütün kavga ve kargaşalar bazı kelimelere yüklenilmesi gereken anlamları farklı yüklemeden kaynaklanmaktadır, oysa düşünce boyutuna ulaşmış insanlarda bu kavram ve kargaşa yerini anlama ve dinlemeye bırakır. Böylece kargaşa yerini sükûnete bırakırken sonsuza ulaşma yolundaki ilerleme hızı artar ve bilgi paylaşımla çoğalır ve güçlenir.

İnsan gelişim sürecinde kendini lokal bağımsız bir canlı olarak bedeninde bulur. Duyu organlarının kendisine sağladığı bilgilerle "var" ı ya da "yok" u algılar ve bu gelişimi süresince sürekli var ve yok dengesi değişir. Bu gelişim tüm yaşamı boyunca devam eder.

Bu süreç yaklaşık olarak 80 küsur yıllık bir zamana karşılık gelir ve bu yaşam sırasında en önemli an, kişinin kendini, beden (madde varlığı ya da görünürdeki dünyası) sınırlamalarının ötesine çekildiği, kendi özünde sonsuz ve kelimelerin yetersiz kaldığı kuvveti ve kudreti fark etmesi anıdır.

Kim bilir belki de din terminolojisinde anlatılan kadir gecesi böyle bir gecedir anlayıp kavraması açık olan bilinçlere, belki de 1000 aydan hayırlı olduğu bunun için vurgulanmıştır zira 1000 ay yaklaşık 83 yıllık bir zamandır.

Aslında dinsel anlatımların hemen hepsinde sonsuzluk boyutuna, sınırsız ve sonsuz öze, tek'e dönüş anlatılmaktadır. Ancak beden boyutunu geçemeyenlerce anlatımı ise ilkokul çocuklarının "Cin Ali’si" kıvamında kalmaktadır. Böylece dinsel yobazlıkla çocuksu bir anlayışsızlık hâkim olur. Kelimeler ve kavramlar asla anlam kazanamaz ve beden boyutundan bilinç boyutuna geçiş (iman) oluşmaz gerçeklerden perdelilik (kâfirlik) meydana gelir.

Bir toplumda süzgeç kelimesine bardak kelimesindeki anlam yükleniyor ise, o toplumca süzgeçten su içmek doğru olsa da süzgece tepsi anlamı yükleyen toplumca oldukça yanlış bir tabir olur.

Altın gibi anlamları saklamış,
Gördüm ki; süslü sandıklarda,
Kimi kıymetsiz süslere takılmış,
Kimi anlamış "Oku"muş da...

Dinsel anlatımlardaki kelime kargaşasını Akıl yollu çözebildiğimizde görürüz ki dinsel öğretiler gerçekte sonsuzluğa gidişte çok muhteşem kılavuzdurlar.

Günümüzde birçok insanın yaratıcı bir güç (Allah) var mıdır? Sorusuna cevabı “elbette vardır” şeklinde olur. Bu cevap aslında kendi içinde çok ciddi anlamsız bir çelişkiyi de beraberinde getirir.

Bu kişilerin kabullendiğini sandığı Yaratıcı sonsuz gücü bilinçlere en son sürüm olarak gönderdiği (tarafımızca yazılımlar bütünü olarak kabullendiğimiz) "Kuran"da asla ve asla Allah adı ile işaret edilen sınırsız sonsuz ve tek yaratıcı güç, varlık (yaratılmışlık var ediliş) kısıtlılığı altına alınmamıştır. Allah için var denilmemiştir, zira var demek ona bir sınır çizmek anlamına gelir varlık var edilmişlik demektir, her şeyi var eden sonsuz güç asla var edilmiş olamaz. Varlık ya da yokluk sınırlamasına kısıtlılığına alınamaz.

Bu konularda her türlü hüküm sahibi "O" dur, en doğrusunu bilende ancak ve ancak O dur.

Sürçü lisan ettikse af ola, diyerek bu yazımızı bitirirken yıllar önceki bazı birkimlerimizi ve duygularımızı sizinle paylaşmayı dileriz.

 “Kesin olan bir şey var, Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek, Şüphe etmek düşünmektir. Düşünmekse var olmaktır, Öyleyse var olduğum şüphesizdir, Düşünüyorum, o halde varım, İlk bilgim bu sağlam bilgidir, Şimdi bütün öteki bilgileri bu bilgiden çıkarabilirim.” (Rene Descartes)

“Can konağını arıyorsan, cansın. Bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin. Şu nükteyi biliyorsan, İşi biliyorsun demektir, Neyi arıyorsan O'sun sen.” (M. Celaleddini Rumi)

“Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” (Yunus Emre)

Yukarıdaki cümlelerde olduğu gibi, sonsuzluk yolculuğunun bilincinde, anlamını bilerek cümle kuran birçok öncü ve ünlü düşünürlerin yanı sıra, bazıları da anlamını bilmeden o kadar çok cümle kurmuşlar ki, bize onlardan kuracak cümle kalmasa da kalan anlamlar yeter...

Öyleyse düşünelim bakalım şimdi;

Biz evren içinde bir varlık mıyız? Yoksa evren mi bizim bilincinde var gösteriliyor? Şimdi bu sorunun ne anlamı var? Belki sonsuzluğa giden yol o anlamda gizli...

Bazı anlamlar vardır ki; onlara kelime ya da cümle elbisesi giydirilemez...

Kelime ve cümleler ise taşıdığı anlama göre kıymetlenirler... Tıpkı insanın düşüncesi ve bu düşüncelerinin gereği şekilde yaşadığı ile değer kazandığı gibi...

Öyle ise; cümlenin kalitesi kısalığı, çok değişik anlamlar taşıması ve ne kadar düşündürdüğüyle ortaya çıkar...

Akıllı insan cümlesini [zip*] ya da [rar*] yapar yollar karşıdaki bunu açmayı becerirse anlar.

Bin Ay

Hayırlı andı bin aydan, farkımı anladığımda hayvandan,
Biraz düşünerek, geçmişimden okuduğum veri tabanımdan,

Seslendiler düşüncelerimden, 'Dünya bir andır, oda bu andır.'
Yine seslendi aynı ses 'Hayat dediğin, aslında bir rüyadır.'

Bin aylık bir yolculuğun yarısını biraz geçtik korkarım,
Dönüp baktık arkaya, bir damla boyu yol 
gitmedik sanırım...

06 Temmuz 2009 21:00 Bursa

 

Zamanda Yokluk

Bir garip an... geçmiş gelecek şu zaman,
Belki yaşanmış ve yaşanacak... hepsi bir an,
Bit değiğinde biten... ol dediğinde olan,
Malzemesi... gelecekteki her yapının şu an.

Sanki aynada yansımalara aldanmışız...
Şaşı bakmışız Sen, Ben, Şu, Bu, sanmışız,
'O'ndan bir bilinciz zamansız ve mekansız,
Türlü şeylere şartlanıp uzaklaşmışız.

Zamanında önceleri çok çok fazlaydık,
Gerçekleri farkettikçe yavaş yavaş azaldık.
Baktım ki şimdi yapayalnız kalmışım,
Anladımki zaten ben hiç var olmamışım...

25 Ağustos 2009 09:53 Bursa

 

03.12.2010 Ata Sabri Erdoğan

Yazının sorumluluğu yazarına aittir

* bir yada daha fazla bilgisayar program dosyalarını veri sıkıştırma programlarıyla sıkıştırarak internet üzerinde yada taşınabilir disk ortamlarında az yer keplayarak taşınmasını sağlayan dosya yapıslarıdır