

KENDİNİ BİLMEK
Bedenden Başlar
İnsan denen enerji bütünlüğü acaba tezahür ettirdiği varlık tarafından tüm incelikleriyle biliniyor mu, yoksa “ben” diye kendini tanımlayan varlık tarafından öylesine kabullenilmiş bir şekilde dünya yaşamı denen safha içinde gelip geçici bir rol mü oynuyor? Bu elbet ki “ben” diye kendini tanımlayan varlığın içinde bulunduğu bilinç seviyesiyle paralellik gösteren bir durumdur. “Kendini bil” ifadesi binlerce yıldır insana ne olduğunu bilmesi yönünde söylenen tek uyarıdır ama içinde pek çok boyutun bilgisini gizler. İnsan bu gün bir üçüncü boyut varlığı olarak yaşamını sürdürse de yapısı boyut içinde boyutlar içeren muhteşem bir zenginliktedir. O zenginliktir ki onu bu gün tam anlamıyla bilinmez kılar.
İnsan kendini ne kadar bilmededir. En kaba yapısı olan biyolojik bedeninden ne denli haberdardır. Onun ince işleyişlerinden haberdar mıdır? Haberdar olduğu yerler tüm bedeni kapsamakta mıdır? Bilimin yeni yeni kabul ettiği uzak doğu tıp bilgileriyle, kendi deneysel buluşları bilinirliğin ne kadarını sağlamaktadır. Elbet ki insan tam anlamıyla henüz bilinir değildir ama bilecektir kendini bir gün yeni yaratımlarda yer sahibi olabilmek için.
İnsan beynine bağlı olarak yaşayan bir varlık olarak düşünülür. Komuta merkezi odur. Onsuz beden canlı kalabilir ama işlevsizdir. Oysaki bu gün karın boşluğumuzda yer alan “İkinci beyin” den bilim çevreleri kabul edilmiş bir değer olarak bahsedebiliyor. Orada konuşlanmış, kafatasımız içindeki beyinle sürekli bağlantı içinde, duygular ve sezgiler üzerinde güçlü bir rolü olan muhteşem bir oluşum. Bilgim pek çok organın görünen ve tanınan işlevleri dışında, bu gün bilinmeyen ama zaman içinde bilinecek işlevlere de sahip olduğu yönündedir ve tabii inancım da bu yöndedir.
Şimdi bilim bu konuda neler diyor birkaç cümleyle ona bakalım.
İspatlanan değerlere göre vücuttaki iki beyin anatomik olarak birbirine benzemese de her iki beyin hücrelerinin biyolojik nitelikleri aynı. Kafatasımız içinde en değerli yerimiz olarak muhafaza edilen beyin gibi, karnımızdaki beyin de bedenin işleyişinde önemli bir yer tutuyor ve insanı etki altına da alabiliyor. Mantık ve içses orada da güçlü ve her iki beyin bu yönde de birbirini tamamlıyor.
Bilim insanları nerdeyse yüz yıllık bir itiraz ve kabul edenlerce de yapılan araştırmalar sonucu artık karın boşluğunu vücudun merkezinde başlı başına bir evren olarak tanımlıyorlar. Vücudumuzda çok önemli fonksiyonları yerine getiren bağırsaklarımız “ikinci beynimiz” tarafından yönetiliyor ve insana çok garip gelse de bir anlamda ikinci beynin bulunduğu yer de. Bilgiler sindirim organımızın, omuriliğinde bulunandan çok daha fazla, 100 milyon adet sinir hücresiyle çevrili olduğunu biliyor. “Enterik sinir sistemi” bu kadar çok sinir hücresi omurilikte bile yok. Nörobilimcilere göre “ikinci beyin” asıl beynin bir kopyası. Hücre tipleri, etken maddeler ve reseptörler aynı. Ve uzmanlar karın bölgesini kafatasındaki merkezin devamı olarak görüyor. Karnımızdaki beyin seratonin gibi ruh halimizi belirleyen nörotransmitterleri üretiyor ve psiko-aktif maddelere tepki veriyor. Karın özerk çalışıyor; kafatasındaki beyne gönderdiği sinyaller, beyinden aldığından fazla. Hastalanıp kendine özgü nevrozlar geliştirebiliyor. Karın da hissediyor, düşünüyor ve hatırlıyor. Sezgisel kararlarımızı bu içsel sesi dinleyerek alıyoruz.
Bilim insanlarının kabul ettiği sav, beyin haricinde en çok sinir hücresinin bulunduğu organın bağırsaklar olduğu. Bağırsaklar karmaşık bir işlem olan sindirim dışında çok daha fazlasını yapıyor. İkinci beyinin artık hem vücut hem de ruhun hayatta kalmasını sağladığını biliyorlar.
Bilim insanları artık “ bedenin karanlık bölgelerine yaptıkları keşif gezilerinden “ söz ediyor. Meksika’nın Veracuruz bölgesinde bulunan taştan figür, dünyanın ve yaşamın merkezi olarak karın bölgesini işaret ediyor.
Çok geniş olan bu konunun tabii ki bilimsel izahları da çok geniş ama anlatmak istediğim fiziksel organlarımızın henüz tam anlamıyla işlevlerinin bilinmemesi. Bilgi “rahmin de” bu yönde çok önemli bu gün henüz bilimce bilinmeyen işlevleri olduğundan bahseder. Belki bir gün oradaki çok özel yaratış odaklı beyin de fark edilip sırları çözülür.
İkinci beyin hakkında daha geniş bilgi sahibi olmak dileyenler araştırabilirler. Burada işaret etmek istediğim insanın “kendini bilme”nin henüz ne kadar gerisinde olduğu.
Öğrenilecek çok şey var. Öğrenilen her şey kullanıma geçirildiğinde sırlar da bir bir çözülecek ve insan bedenini çok daha doğru kullanmayı başaracaktır.
Aysel Ongun 30 mart 2011
