

-3-
Yaradılışın Saf Enerjisi
SEVGİ
Kusursuzluk saflıktadır ve Yaradılışı meydana getirin ilk enerji de O'nun Saf Enerjisidir. Bu nedenle var olan her şey oluşumunda ve işleyişinde kusursuzdur. Bu insanlığa "Sevgi" olarak ifade edilmiştir. "O' sizi sevgisinden varetti" ifadesinde ve "seviniz" buyruğunda da bu yatar. Yaratan kusursuzdur. Saf enerjidir. İnsan da kusursuz yaratılmış ve tekâmül yolculuğuna o saflıkla çıkarılmıştır. Deneyip, karışıp, bulanıp, yeniden saflaşabilmek için; nedeni O'nda gizli olan amaç doğrultusunda.
İnsan "Varlık" olarak adlandırılan ve bir bütün olarak gelişim yolculuğuna çıkarılan, bilinmeyen yaratımın deneyimlerinde yer alan geçici safhanın yaratım biçimidir. Özde O' bilinmeyenin saf ışığını taşır değişmeyen bir damga gibi. Bu damga varlığın her şeklinde vardır, en küçükten en büyüğe kadar. Biz buna ruh diyoruz, öz diyoruz, gerçeğini anlayabilmek için parçalara ayırıyoruz ve şuursal durumumuza göre onu algımızda biçimlendiriyoruz.
Biyolojik beden varlığın yaşayacağı deneyimler için gerekli olan fiziksel bedenidir. Ve varlığın bu deneyim safhasında insan olarak adlandırılan tanımlanmasıdır. Varlığın sıfır noktasından başlayan tekâmül seyrinde ihtiyacı olan, ortam, beden, algı safhaları ki -algı safhaları çok geniştir, onları fiziksel bedenin ihtiyacı olarak betimleyebileceğimiz katmanlar olarak düşünebiliriz, "beden dışa bedenler olarak tanımlanır genellikle"- ihtiyaca göre sürekli değişmede ve gelişmededir. Varlık bedenden bedene geçerek, algısını sürekli geliştirerek yaratıldığı saf enerjiye büyük deneyimleriyle dönüş yapacaktır.
Varlığın bu serüveninde ona eşlik eden ve değişmeyen tek şey Yaratıcı damgası yani O'nun ışığı, saf sevgisidir. Diğer her şey değişecek, daha bir üst olacak, enerji olarak incelecek, titreşimde yükselecek ve öyle bir an gelecek ki ortada hiçbir şey kalmayacak O'nun görülemeyecek, yaşanamayacak, varolunamayacak yoğun enerjisinden başka. Ve belki de O' gücündeki sevgiyle yeniden yaratacak, yeni bir seyri başlatmak için. Evren sürekli böyle yaratımlar içindedir diye düşünüyorum.
Biz insana dönersek yine, onun varedilişindeki öz değerin O'nun ışığı olduğu karşısında varlığımıza ve bedenimize ne denli saygı duymamız gerektiğini az çok anlayabiliriz. O muhteşemdir. O, O'nun ışığıyla bezenmiştir. Her bir hücremizden yansıyan O tanrısal ışığı bir an görme hakedişine erişebilsek her halde başımızı bir daha O'nun büyüklüğü karşısında dik tutamayız. -Burada dik tutmakla anlatmak istediğim fiziksel eğme değil, yaptığımız ve yapamadıklarımız farkındalığında yaşanan utanç ve şükür duygusudur.-
Böylesine saf enerjiyle donanmış insan, saflığını deneyim süreci içinde fark edebilmek için binlerce yıldır deneyimler geçirmededir varlığına kazandırma yönünde, dünyamız ve barındırdığı her şeyle birlikte. Çünkü onlar da özlerinde o ışığı taşımada. Öyleyse eğer, var mı birbirimizden farkımız yaratım ve deneyim alanlarımız dışında! Özde bir olan sonda da bir olacaktır, serüvenini tamamladığında.
Şimdi dayanışma zamanı, şimdi hizmet zamanı; neye diye sormayın sakın, her şeye; elinizden geldiği kadar değil, yapmanız gerektiği kadar. Çünkü insan savunmacı olmuştur geliştirdiği yanlış duygularla. Bilelim ki "elimizden bu kadar geliyor" dediğimiz yer, elimizden gelebileceklerin çok azıdır.
İnsan O'nun ışığını taşıdığını kabul ediyorsa eğer, O'na layık olmayı da bilmelidir. Bu ancak şuurlu hizmetle mümkündür, varolan her şeye, her şekilde. Tıpkı O'nun Sistemlerinin yaptığı hizmet gibi. O zaman O'nun Işığı gölgelerden sıyrılıp daha bir parlayacaktır içimizden ve insan sevenlerden olacaktır.
Aysel Ongun 12 Ekim 2008
![]() |
![]() |


