

- 2 -
Akşamüstünün o hava kararmaya yüz tutuğu zamanki iç sıkıntısı hayatının değişmez bir parçası olmuştu neredeyse. Her gün hiç şaşmadan, nerede olursa olsun işte veya evde bu sıkıntıyı yaşamak artık dayanılmaz ve endişe verici boyutlara ulaşmıştı. Kurtulmalıydı bundan ama nasıl. İçkiye başladı rahatlama umuduyla ve akşamdan akşama bir kadeh derken bir güne çıktı elindeki içki. Değişen hiçbir şey olmuyordu hayatında. Sıkıntı gittikçe büyüyerek içini kemirmeye devam ediyordu. Daha sonra kurtulmak istedi içkiden, tıbbi tedavi başladı. Zor zamanlar yaşadı ve o sırada sakinleştirici ilaçlara alıştı. Şimdi başka bir alışkanlığın içinde bulmuştu kendini ve sıkıntı her zamanki gibi boğuyordu onu yine. Çaresiz, umutsuz, çevresindeki sözde dost kalabalığının içinde yalnız, hayatla boğuşmaya devam ediyordu; kendisine önerilen her maddi-manevi değişim yoluna isteksiz bakarak, ama anlayamadığı, bu nedenle de bulamadığı bir güç noktasının da olduğunu şiddetle hissederek.
Kim bilebilir değişmez gibi görünenlerin bir gün aniden bir yerde, bir biçimde değişime uğramayacağını. Bilinmez ama beklenir. Umut vardır her zaman, umutsuzluğu yaşayanda bile. Ve öyle de oldu. Umut karlı bir kış günü, şehirlerarası yolda bozulan arabalarının yanından, onlara aldırmadan geçen arabalara durmaları için el sallarken buldu onları. Eski bir Murat, yer yer boyaları dökülmüş, tamponu eğrilmiş, bir epeyi de kirli. Uzaktan görmüş olmalıydı ki yavaşlayarak durdu yanlarında. İçindeki iki kişi inmeye çalışırken vardılar yanlarına. Biri sakat koltuk değnekli, direksiyondaki ise yaşlı, çiftçi görünümlü. Zamanın ve doğanın tahribatlarının açıkça belli olduğu yüzlerinde parıldayan bir çift meraklı siyah gözle zorlukla indiler arabadan. “Eyvah” diye düşündü adam, “bunların kendilerine hayrı yok ki bize nasıl olacak”. Gülümsüyordu yaşlı sanki içinden geçenleri anlamışçasına neşeli bir ifadeyle. “Hayrola evlat, aksilik nerde?” Bir taraftan da eliyle kaportayı açmaya uğraşıyordu. “Şimdi işler daha da kötüleşebilir” diye düşündü adam.
“Bunlar ne anlarlar ki son model Opel’den” Yaşlı yeniden gülümsedi. Sakatla bakıştılar. Sonra inanılmaz bir şey oldu. Sakat koltuk değneklerinin yardımıyla arabaya iyice yaklaşıp gözlerini kapattı, bir eli kaportanın üzerinde, öylece durdu bir süre gözleri kapalı. Sonra genizden gelen boğuk bir sesle, “çalıştır” dedi. Adam şaşırdı. Alay mı ediyorlardı bunlar, bu soğukta akşam olmak üzereyken kendileriyle bu dağ başında. Yine de uymak ihtiyacını hissetti. Ve inanılmaz olan oldu, çalıştı neredeyse bir saattir küskün olan motor. Teşekkür etti adam, para vermek istedi, almadılar. Yaşlı “bu saatten sonra yola devam edemezsiniz” dedi emreden bir tonda. “ileride kar yolları kapadı, bütün gece ve belki yarın da açılamayabilir. Merak etti adam önlerindeki yolun kapalı olduğunu nasıl bildiğini. Yine de sormadı. Kendini çaresiz hissetti. “ya doğruysa” diye geçirdi aklından. Yeniden gülümsedi yaşlı. Sakat arabaya binmeye çalışıyordu.
“Haydi atlayın arabanıza da beni takip edin, geceyi şu tepedeki evimizde geçirin, merak etmeyin yol açık ev sıcaktır, sunacak bir tas çorbası da vardır kaşık düşmanının.” Sesinde tüm sıcaklığına rağmen reddedemeyecekleri bir tını vardı. Çaresiz kabul ettiler, kendileri de bu hallerine şaşarak. Arabada karısı suskundu, kızıyordu kocasına. Bilmediği bir yerde bilmediği insanların sözüne inanıp onlara uymasına bir anlam veremiyordu. Sessizce neredeyse hurda olmuş Murat’ı takip etmeye başladılar. Zaman zaman buzlanmış karlı yolda zincirsiz, eskimiş lastikleriyle araba tertemiz bir asfaltta yol alırmış gibi gidiyordu. Opel ise zorlanıyordu kar lastiklerine rağmen. Yarım saate yakın gittiler.
Tepeye doğru kar kalmadı, güneş, batışının kızıl ışıklarıyla ufku boyadı, yol güzelleşti. Kadın kendini daha sakin ve huzurlu hissetti. Adam düşünceliydi. Aşağıda kar, buz, yukarı da güneş ve yerlerde hiç kar yok. Az sonra güneş kayboldu tepenin ardında ve akşam ağır ağır indi yolcuların üstüne. “yakın” demişti yaşlı ama bir saate yakın yoldaydılar. “Yanlış mı yaptım” diye düşündü adam. “Bilmediğim insanlarla beraber olmayı kabul etmekle”. Karısına baktı göz ucuyla, sakindi. Öylece oturmuş gidiyordu, aklında hiçbir şey yokmuş gibi. Derken karanlığın içinden hafif bir ışık göründü. “Geldik” sesi çınladı arabada. Kadın irkildi uykudan uyanırcasına. Bir beş dakika daha gittikten sonra ışık parladı iyice ve durdular.
Yaşlı ve sakatın inmesini beklemeden indiler. Gördükleri sadece yaşlıydı. Sakat yoktu, arabada da değildi. Ne zaman indiğini merak etti adam. Yaşlı, “biraz önce o da evine gitti” dedi, siz karanlıkta fark etmediniz her halde. Adam şaşırdı. Aklından geçenleri okuyordu bu yaşlı ama delikanlı gibi dinç adam. Önlerinde küçük bir ahşap ev vardı, önünde kırmızı çiçekleriyle donanmış sardunyalarıyla. Kışın bu soğuğunda, çok yer karla kaplıyken karsız bir tepede ve çiçekler içinde bir ev. Şaşırdılar. O şaşkınlıkla da evin kapısından onlara gülerek bakan kadını geç fark ettiler. Kadın ne yaşlı ne de gençti, sanki hiç yaşı yokmuş her an kaybolacakmış gibi bir hali vardı. Hafif bir rüzgâr esse dağılacak gibi. İçerisi sıcak, rahat ve temizdi. Kadın sessice çorba ikram etti, içtiler, sonra iki yatağın hazır olduğu bir odaya aldı onları ve güzelce uyumalarını işaretle anlattı. O zaman konuşamadığını anladılar. Neden suskun olduğunu ve üzerlerine yoğun bir biçimde çöken uykuya daha fazla karşı koyamadan kendilerinden geçtiler, hoş kokulu serin çarşafların arasında.
Sabah kalktıklarında ocak yanmış ev sıcak ve hazır bir kahvaltı masası vardı önlerinde. Kadın yoktu. Yaşlı onları karşıladı. Fazla konuşmadan kahvaltılarını yaptılar. Adam çok düşünmemeye çalıştı ama yaşlı zaman zaman gülerek ama suskun onu süzüyordu. Hiçbir tedirginlik yoktu içlerinde. Aksine dingin ve bilmedikleri bir huzur içindeydiler. Kahvaltı bitiminde yaşlı “ yol açıldı” dedi. “Artık sizi yolcu edebilirim. Ana yola kadar ben götüreceğim sizi.” Adam itiraz etti, “zahmet olur, biz gideriz” gibi sözler geveledi. Yaşlı kararlıydı. “bulamayabilirsiniz, yan yollar vardır onlar sizi aldatır.” derken adeta kararına itiraz edilmemesini ister gibiydi. Çaresiz uydular. Kadın hiç görünmedi. Onlar da soramadılar. Ve arabalarına binip yola koyuldular.
Yolda adam ve kadın hiç konuşmadı. Garip bir sessizlik vardı aralarında. Tepeden aşağı indikçe kar başladı yine ama yol açıktı ve araba saat gibi işliyordu. Ana yola indiklerinde vedalaşmak için durdular indiler. Yaşlı da indi ve ardından sakat. İnanamadılar gözlerine. Ne zaman bindi diye düşünürken,” “Yolda” dedi yaşlı muzip bir yüz ifadesiyle. “Görmediniz her halde” şaşkındılar. Anlayamadıkları bir şeyler oluyordu ama ilginç olan üzerinde de düşünmek istemiyorlardı. Evlerine hiç konuşmadan gittiler. Bir şeyleri yaşamamış onun rüyasını düşlemişlerdi sanki. Tedirgin değil ama hiç bilmedikleri farklı duygular içindeydiler. Ve normal yaşamlarına döndüklerinde o duyguyu da yitirdiler. Bir anı olarak kaldı yol maceraları."
Aysel Ongun
