

- 4 -
O akşam orada olanları uzun uzun düşündü adam günlerce. Karısı ilgisizdi. Birkaç konuşma, düşündüklerini paylaşma teşebbüsüne cevap bile vermedi. Sanki hiç anlamamış gibiydi. Adam ilgisizliğine şaştı bir süre, sonra merakını kendi başına tatmin etmeye karar verdi. Kendilerini oraya o yemek ortamına davet eden dostları aracılığıyla bulmak istedi genç adamı olmadı. Bir iş seyahati için ayrılmıştı ülkeden ve uzun bir zaman gelemeyecekti. İçindeki dürtüye bir cevap bulması gerekiyordu. Bunun için kendisi yola çıkmalıydı ve arabalarının bozulduğu yere gitmeye sakatla yaşlı adamı bulmaya karar verdi. Karısı gelmek istemedi. Böylece tek başına yola koyuldu. Oraya vardığında şaşkınlıktan adeta donup kaldı. Eski Murat araba yanında iki yolcusuyla tepeye giden yolun başında duruyordu.
Heyecanla indi arabadan ve koştu sakatla yaşlıya doğru. Adamlar gülerek karşıladılar yeni konuklarını. Biliyorlardı geleceklerini, umdukları gibi olmasa da. Adam yalnızdı yanlarında. Kadınsa çok daha yalnız, kaldığı yerde pek çok arkadaşının arasında olsa da. Yaşlı “Bizi takip et” dedi. Adam sevinçle bindi arabasına ve yokuşu çıkmaya başladılar. Yolun çevresi çok güzeldi. Badem ağaçları çiçek açmış, salkım söğütler açık yeşil tam açılmamış yapraklarla tül gibi donatmıştı dalları. Çok ağaç henüz yapraklanmamış olmasına rağmen öylesine güzeldi ki etraf adam heyecanlandı. Toprak çimden, çiçekten görünmüyordu neredeyse. Yüreğinde toprağa karşı bir sıcaklık, yakınlık, minnet hissetti.
Şehirde hiç duymazdı böyle duyguları. Onun için şaştı içinden yükselen doğaya teşekkür duygusuna da. Yol boyu modern denen hayatın insanı doğadan nasıl koparıp kendine esir ettiğini düşündü. Çocukluğunu, küçük bir dere kenarında olan evlerini hatırladı. Baharda açan mayıs çiçeklerini, pırıl pırıl akan suyun içindeki çakıl taşlarını ve kıvrak küçük balıkları. Eliyle yakalamaya nasıl da uğraşırdı onları ve nasılsa kaçarlardı avuçlarının arasından. Bir zaman sonra ev göründü. Küçük ahşap ev. Önü çiçek içinde ve kapıda, o dağılıverecekmiş gibi duran yaşı olmayan kadın, yüzünde olağanüstü bir tebessümle. Mona liza gibi, esrarlı. Sessiz bir karşılamaydı onunki ama bedeninden yayılan sevgi titreşimlerini hissetti adam. Sarıldı ona ve diğer ikisine, kendini engelleyemediği biçimde. İçi huzurla doldu. Onlar da memnundular bu yakınlıktan. Aynı içtenlikle karşılık verdiler ve sessizce eve girdiler.
Ev hatırladığı gibi duruyordu. Hayal kadın sıcak ve hoş kokulu çay ikramından sonra kayboldu yine o gece olduğu gibi ve sakat, yaşlı, adam yalnız kaldılar, güneşin odanın ortasına kadar uzandığı dingin yerde. Bir zaman öylece sessiz oturdular, başları önde. Adam ne olduğunu, neden sesiz kaldıklarını anlayamamıştı. Oturuyorlardı yalnızca. Sessizlik derinleşiyordu. Adam içinde parçalanan bir şeyler olduğunu hissetmeye başladı. Sanki bedeni ve kişiliği birbirinden ayrılıyordu. Sonra etrafındaki nesneler titreşmeye başladı. Renkler kayboluyordu, grinin hâkim olduğu bir tonda. Adam oturduğu yerde sallandığını hissetti ve sakatın elinin alnına dokunduğunu. Sonrasını hatırlamıyordu. Gözlerini açtığında bir başka yerde, kalabalık bir grubun içinde buldu kendini. Çocuklar, kadınlar, erkekler, yaşlılar. Neşeli bir kalabalık. Mutlu oldukları her hallerinden belli olan. Yaşlı ve sakat yanındaydı. Onu yüksekçe bir yerde duran ışığımsı bir nesnenin önüne kadar götürüp orada bıraktılar. Işık üzerine doğru aktı. Bedeninde titreşti ve kendini kaybetti yeniden. Gözlerini açtığında tepedeki evdeydi. Yaşlı şefkatle üzerine eğilmiş ona anlayamadığı lisanda bir şeyler söylüyordu.
Sonra uzaklaştı ve seyretti adamı bir zaman. Ve adam hazırdı artık yeni bir şeyler öğrenmeye. Bir değişim geçirmişti, anlatılacakları daha iyi anlaması için. Bunu bilmiyordu ama geldiğinden farklı olduğunu da hissediyordu. “Neden geldin” diye sordu yaşlı, “ne bilmek istiyorsun?” Adam düşündü biraz. Neden geldiğini tam olarak hatırlayamıyordu. Merak mı, yaşadıklarının esrarlı örtüsünü aralamak mı, şehrin o insanı yıldıran süratinden uzaklaşmak mı, macera aramak mı, bilmiyordu ama dilinden dökülen sözcükler bunların hiç biri değildi. “Kendimi bulmaya” dedi yumuşak, hafif bir sesle. “kendimi bulmaya.” Yaşlı güldü gözlerinin içinden. Olmuştu. Kapıyı aralamış ve o kendiliğinden içeri girmişti. Ruhu hazırdı yeni bir boyutta seyretmeye ve o öğrenecekti pek çok şeyi, yerince ve fark etmeden, zamanı geldikçe. Uzun bir yolculuğa ilk adımını atmıştı adam, neyle karşılaşacağını, neler yaşayacağını bilmeden, o güne kadar hiç önem vermediği küçük şeylerin aslında ne kadar önemli olduğunu anlayarak geçireceği zamanların hayatında yaratacağı karmaşayı bilemeden.
Aysel Ongun
![]() |
![]() |


